Ülkemizin de kurucu üyesi olduğu OECD (İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı) bünyesinde hazırlanan “Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesi” 17.12.1997 de Türkiye tarafından imzalanmış, 01/02/2000 tarihli ve 4518 sayılı Kanunla onaylanarak Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası haline gelmiştir. Sözleşmeye şu anda 38 ülke taraftır
Sözleşmede yabancı kamu görevlisi tanımı yapılarak üye ülkelere uluslararası ticari bir işlemde yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesinin suç olarak kabul edilmesi istenilmektedir.
Bu bağlamda anılan Sözleşme ile ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 252/ 5. maddesinde “yabancı kamu görevlisi”ne rüşvet verilmesi eylemi cezaî yaptırıma bağlanmıştır. Anılan fıkrada, “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması amacıyla kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması” rüşvet suçunu oluşturmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı gibi Türk Ceza Kanunu’nda izlenen suç siyaseti gereğince, haklı bir işin gördürülmesi amacıyla kamu görevlisine menfaat temininin, rüşvet suçunu oluşturmayacağı kabul edilmiştir. Menfaati temin eden kişi, işinin en azından zamanında yapılmayacağı konusunda bir endişeyle hareket ettiği bu nedenle, haklı bir işin gördürülmesi amacına yönelik olarak menfaat sağlanması hâlinde, icbar suretiyle irtikap veya görevi kötüye kullanma suçunun oluştuğu kabul edilmektedir.
Suçtan menfaat sağlayan tüzel kişilere adli, idari ve medeni yaptırımlar uygulanmasını öngören bu Sözleşmeye göre; üye ülke temsilcilerinden kurulan Çalışma Grubu ile sözleşmenin üye ülkelerde uygulanmasının izlenmesini içeren bir mekanizma kurulmuştur.
Bu izleme mekanizmasına göre her üye ülke, Rüşvetle Mücadele Çalışma Grubu sekreteryası ve iki üye ülke yetkililerinden oluşan heyet tarafından incelenmekte ve hazırlanan rapor Çalışma Grubunda görüşülerek karara bağlanmaktadır.
Bu paralelde, 2004 yılında olduğu gibi 21 OCAK 2009 tarihinde de bir inceleme ekibi Ülkemize gelmiş ve yapılan toplantıda Derneğimiz tarafından Sektörümüzle ilgili olarak gerekli açıklamalar yapılmıştır.
Öte yandan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda 252. maddenin 1. fırkasında ise rüşvet alan kamu görevlisinin ve rüşvet veren kişinin dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. Rüşvet alan kamu görevlisinin yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır.
Ayrıca TCK’nın 253. maddesinde ise, rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı öngörülmüştür.
Diğer taraftan 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Kanunu’nda; asgari haddi 1 yıldan daha fazla bir cezayı gerektiren tüm suçlardan elde edilen varlıklar suç geliri olarak tanımlanmış ve Faktoring Şirketleri de bu Kanun kapsamında yükümlü grubu olarak sayılmıştır. Bu paralelde, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezasının öngörüldüğü yukarıda belirtilen suç grubu doğaldır ki 5549 sayılı Kanun kapsamına girmektedir.
Bu nedenle gerek yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi hakkındaki mevzuat ve gerekse de bu mevzuatın Sektörümüzün yükümlü olduğu 5549 sayılı Kanunla olan ilişkisi hakkında üyelerimize bilgi verme ihtiyacı duyulmuştur.
Bilgilerinize rica olunur.